BİLİM VE TEKNOLOJİ

Bizimle Konuşan Kim? Yapay Zekâ Gerçekten Anlıyor mu, Yoksa Bizi mi Yankılıyor?

ChatGPT, Siri ve Google Assistant gibi yapay zekâ destekli asistanlar artık yalnızca teknoloji meraklılarının değil, milyonlarca insanın günlük yaşamının vazgeçilmez bir parçası. Alışverişten müşteri hizmetlerine, eğitimden kişisel iletişime kadar pek çok alanda kullanılan bu sistemler, insan-makine iletişimini hiç olmadığı kadar görünür kılıyor. Ancak bu hızlı yaygınlık, beraberinde kritik bir soruyu da getiriyor: Yapay zekâ gerçekten bizimle konuşuyor mu, yoksa söylediklerimizi daha gelişmiş bir biçimde bize geri mi yansıtıyor?

Klasik İletişim Kuramları Neden Yetersiz Kalıyor?

İletişim kuramcıları Claude Shannon, Roman Jakobson, Jürgen Habermas ve George Herbert Mead’e göre iletişim, iki özne arasında anlamın karşılıklı olarak üretildiği bir süreç. Duygu, sezgi, niyet ve ortak deneyimler bu sürecin temel yapı taşları arasında yer alıyor. Oysa yapay zekâ; sezgiye, bilinçli deneyime ya da toplumsal hafızaya sahip değil. Büyük veri kümeleri içindeki örüntüleri analiz ederek yanıt üreten bu sistemler, klasik iletişim tanımlarının sınırlarını zorluyor.

Yapay Zekâ Tarafsız mı, Yoksa Güç İlişkilerinin Ürünü mü?

Bu noktada düşünür Michel Foucault’nun bilgi ve iktidar ilişkilerine dair analizleri dikkat çekiyor. Foucault’ya göre hiçbir söylem nötr değildir; her söylem, içinde üretildiği güç ilişkilerinin izlerini taşır. Uzmanlara göre aynı durum yapay zekâ için de geçerli. Bir yapay zekâ modelinin eğitildiği veri setleri; toplumsal normları, kültürel kalıpları ve hatta önyargıları barındırıyor.
Örneğin bir sisteme “mühendis resmi çiz” komutu verildiğinde, sonuç çoğu zaman erkek figürü oluyor. Bu durum, yapay zekânın tarafsız değil; aksine eğitildiği dünyanın görünmez kurallarını yeniden üreten bir araç olduğunu gösteriyor.

Posthümanist Tartışmalar Gündemde

Susan Sontag, Judith Butler, Rosi Braidotti ve N. Katherine Hayles gibi düşünürlerin çalışmaları ise yapay zekâyı yalnızca teknik bir araç olarak değil, özneyi ve temsili yeniden şekillendiren kültürel bir olgu olarak ele alıyor. Özellikle Butler’ın “dilin eyleyici gücü” vurgusu, yapay zekânın kullandığı dilin toplumsal etkilerini tartışmaya açıyor.

Sayılar Ne Diyor?

Veriler, bu dönüşümün hızını gözler önüne seriyor. Voicebot.ai’nin 2021 tarihli araştırmasına göre ABD’de yetişkinlerin yüzde 58’i sesli asistan kullanıyor; günümüzde bu oranın daha da arttığı belirtiliyor. Statista verilerine göre ise yapay zekâ tabanlı sohbet robotlarının küresel pazar değeri 2016’da 190 milyon dolarken, 2024’te 1,34 milyar dolara ulaştı. Bu artış, insan-makine iletişiminin geçici bir trend değil, kalıcı bir dönüşüm olduğunu gösteriyor.

Yapay Empati Gerçek mi?

Günümüzde sohbet robotları yalnızca bilgi vermekle kalmıyor; “üzgünüz”, “sizi anlıyoruz” gibi ifadelerle empati kuruyormuş izlenimi de yaratıyor. Uzmanlar bu durumu “yapay empati” olarak tanımlıyor. Ancak bu empati, insan deneyimine dayalı bir anlayıştan değil; duygu analizi ve olasılık hesaplarından besleniyor. Yani sistem, duyguyu hissetmiyor; duyguya uygun yanıtı tahmin ediyor.

Asıl Soru Hâlâ Geçerli

Tüm bu gelişmelerin merkezinde hâlâ tek bir soru var:
Yapay zekâ anlam mı üretiyor, yoksa insanın ürettiği anlamı yeniden mi düzenliyor?

Uzmanlara göre anlamın kaynağı hâlâ insan. Ancak bu anlam, artık makineler aracılığıyla çoğalıyor, dönüşüyor ve yeni iletişim biçimleri yaratıyor. Yapay zekâ bugün özgün bir özne olmasa bile, insanı kendi dilini ve düşünme biçimini yeniden düşünmeye zorluyor.

Gelecekte odak noktası denetimden çok diyalog olursa, yapay zekâ yalnızca bizi yankılayan bir araç olmaktan çıkıp, insan üreticiliğinin genişleten yeni bir sese dönüşebilir.

Muhabir: Merve Kiraz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu