BİLİM VE TEKNOLOJİ

Erzincan’da Gizli Şiddeti Deşifre Eden Araştırma!

Toplumsal yapıda kadın ve erkek rollerine atfedilen geleneksel inançlar, aile içi dinamiklerin ve eşler arasındaki güç dengesinin en temel belirleyicisi olmaya devam ediyor. Bilim dünyasında son dönemde yapılan sosyolojik ve psikolojik araştırmalar, kadına yönelik şiddetin yalnızca görünür kaba kuvvetten ibaret olmadığını, asıl kaynağını zihinlerdeki kalıplaşmış rollerden aldığını gösteriyor. Erzincan merkezli yürütülen yeni bir bilimsel araştırma, toplumsal normların ve “korumacılık” gibi masum görünen kavramların, evlilik içi şiddet ve baskı mekanizmalarıyla olan doğrudan bağını şaşırtıcı verilerle gözler önüne serdi.

Erzincan Örnekleminde Bilimsel Mercek: 404 Evli Kadının Sesi

Yürütülen bu kapsamlı bilimsel araştırmada, Erzincan ilinde ikamet eden ve farklı demografik altyapılardan gelen 404 evli kadın ile nicel analiz yöntemleri kullanılarak görüşüldü. Araştırmaya katılan kadınların çoğunluğunun il merkezinde doğduğu (%66,1), %56,2’sinin üniversite mezunu olduğu ve %60,1’inin aktif olarak çalışma hayatında yer aldığı görüldü. Bu nitelikli örneklem grubu üzerinde; toplumsal cinsiyet algısı, çelişik duygulu cinsiyetçilik tutumları ve kadına yönelik eş şiddeti arasındaki korelasyonlar uluslararası geçerliliği olan bilimsel ölçeklerle ölçüldü.

“İyi Niyet” Maskeli Tehlike: Korumacı Cinsiyetçilik

Araştırmanın en dikkat çekici ve zihinlerde yepyeni bir ufuk açan bulgusu, “çelişik duygulu cinsiyetçilik” başlığı altında incelenen tutumlarda saklı. Bilimsel literatür, cinsiyetçiliği iki yüzlü bir madalyon olarak tanımlıyor: Açıkça düşmanlık besleyen “düşmanca cinsiyetçilik” ve kadını yücelitiyor gibi görünüp aslında onu edilgenleştiren “korumacı cinsiyetçilik”.

Erzincan’da elde edilen bilimsel veriler, toplumda “kadını koruyup kollama, onu narin bir varlık olarak görme ve mali olarak destekleme” idealleriyle normalleştirilen korumacı cinsiyetçi yaklaşımların, evlilik içindeki güç dengesizliğini derinleştirdiğini ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre, bireyler geleneksel cinsiyet rollerini ve korumacı maskeli bu tutumları benimsedikçe, ilişkide erkeğe “denetleyici ve otoriter” bir rol yüklerken; kadını bağımlı ve kontrol edilmesi gereken bir özne konumuna indirgiyor. Bu durum, güç dengesini sarsarak fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddetin evlilik birliği içerisinde meşrulaşmasına zemin hazırlıyor.

Eşitlikçi Algı Arttıkça Şiddet Davranışı Azalıyor

Bilimsel çalışmanın hipotez testleri, toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumlar ile şiddet algısı arasında çok güçlü bir bağ olduğunu kanıtladı. Elde edilen verilere göre, bireyler toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi ve adil tutumlar geliştirdikçe, kadına yönelik şiddeti onaylama ve meşrulaştırma eğilimleri radikal bir düşüş gösteriyor. Buna karşılık, geleneksel kalıplara bağlılık arttıkça, şiddet mağduru kadınların uğradığı baskı karşısında sosyal destek bulma veya sesini yükseltme ihtimali de zayıflıyor.

Bilimsel Çözüm Reçetesi: Zihinsel Dönüşüm Şart

Araştırmanın sonuç bölümünde, kadına yönelik şiddetle mücadelenin sadece hukuki yaptırımlarla sınırlı kalmaması gerektiği, asıl köklü çözümün zihniyet dönüşümünde yattığı vurgulanıyor. Güçlü ve adil bağların kurulabilmesi, evlilik içi uyumun sağlanabilmesi için Erzincan başta olmak üzere tüm toplumsal yapılarda eşitlikçi cinsiyet algısını destekleyen farkındalık çalışmalarının ve eğitim politikalarının yaygınlaştırılması kritik bir zorunluluk olarak öne çıkıyor.

KAYNAKÇA

  • Araştırmanın Adı: Evli Kadınlarda Toplumsal Cinsiyet Algısı Korumacı ve Düşmanca Cinsiyetçiliğin Kadına Yönelik Şiddet Davranışıyla İlişkisi: Erzincan Örneği

  • Kurum: T.C. Gümüşhane Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sosyal Hizmet Yönetimi Ana Bilim Dalı

  • Yıl / Tür: Haziran-2025 / Yüksek Lisans Tezi – Tez No; 956397

Muhabir: Merve Kiraz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu