BİLİM VE TEKNOLOJİ

Erzincan Olası Yedisu Felaketine Karşı Toplumsal Dirençte Zirveye Oynuyor!

Afet yönetimi ve deprem hazırlığı denildiğinde akıllara ilk olarak beton kalitesi, sismik izolatörler ya da binaların yapısal durumu gelir. Ancak modern bilim, yıkıcı sismik şoklar karşısında bir şehrin ayakta kalma sırrının sadece binalardan ibaret olmadığını; asıl gücün toplumsal dokuda, komşuluk bağlarında ve toprağa duyulan aidiyette gizlendiğini kanıtladı.

Türkiye’nin sismik açıdan en dinamik ve kırılmaya en yakın noktalarından biri olarak kabul edilen Yedisu Fayı odaklı yeni bir bilimsel araştırma, bölgedeki 10 ilin toplumsal gücünü mercek altına aldı. Gelişmiş yapay zekâ tabanlı matematiksel karar verme algoritmalarıyla yürütülen çalışmada, olası bir afette “yıkılmama” ve “hızla ayağa kalkma” becerisini ifade eden sosyal dirençlilik seviyeleri ölçüldü.

Araştırmanın sonuçları sarsıcı bir gerçeği haykırıyor: Büyük acılardan süzülen tarihsel hafızası ve güçlü sivil refleksleriyle Erzincan, olası büyük bir deprem senaryosuna karşı toplumsal dayanıklılıkta bölgedeki en dirençli ve en hazırlıklı şehirlerden biri olarak zirveye adını yazdırdı!

Saat Gibi Tıklayan Tehlike: Yedisu Fayı ve Doğrudan Etkilenecek 10 İl

Kuzey Anadolu Fay Zonu ile Doğu Anadolu Fay Zonu’nun kesişim bölgesine yakın konumuyla sismik tehlikenin kalbinde yer alan Yedisu segmenti, yaklaşık 100 kilometrelik uzunluğu boyunca büyük bir enerji biriktiriyor. Bilimsel verilere göre bu hat üzerinde en son büyük deprem 1784 yılında, yani yaklaşık 230 yıl önce gerçekleşti. Uzmanların 7,2 büyüklüğünde yıkıcı bir deprem üretebileceğini öngördüğü bu sismik boşluk, bölge için en büyük test niteliğinde.

İşte bu olası senaryonun yaratacağı şok dalgalarından doğrudan etkilenmesi beklenen Erzincan, Bingöl, Tunceli, Erzurum, Elazığ, Muş, Gümüşhane, Bayburt, Diyarbakır ve Batman illeri, bilimsel araştırmanın laboratuvarı oldu. Şehirlerin sosyo-demografik yapıları, ekonomik göstergeleri, eğitim düzeyleri, toplumsal ağları ve sağlık altyapıları nesnel verilerle puanlandı.

Bilimin Tarafsız Gözlüğü: Nesnel Algoritmalar ve “Aidiyet” Faktörü

Araştırmada insan önyargılarını tamamen devre dışı bırakan, verilerin kendi içindeki bilgi gücünü ölçen CRITIC yöntemi ile alternatifleri en ideal çözüme yakınlığına göre sıralayan TOPSIS adlı çok kriterli matematiksel modelleme teknikleri kullanıldı.

Matematiksel modeller çalıştırıldığında, toplumu afet anında ayakta tutan en güçlü kriterin maddi zenginlik ya da gelişmiş altyapı olmadığı saptandı. Modelde en yüksek ağırlığı ve ayırt edici gücü, bireylerin kendi kütüklerinin bulunduğu şehirde yaşama kararlılığını ve yerel sadakatini gösteren “aidiyet ve yerel bağ” oranı aldı. Yani bir kentte nüfus ne kadar köklü ve yerleşikse, komşuluk ve dayanışma ağları ne kadar derinse, kentin görünmez kalkanı da o kadar güçlü oluyordu.

Erzincan’ın Matematiksel Başarısı: Sosyal Dirençte Bölge Üçüncüsü!

Fiziksel altyapı kapasitesinden bağımsız olarak, sadece toplumsal kenetlenme, yerel sadakat, suç oranlarının düşüklüğü ve kriz anında hızla organize olabilme gibi “sosyal sermaye” göstergeleriyle yapılan nesnel hesaplamalarda (TOPSIS analizi) Erzincan, 10 il arasından sıyrılarak bölge genelinde en yüksek sosyal dirençliliğe sahip 3. şehir oldu.

Geçmişte yaşadığı büyük depremlerden devasa bir toplumsal hafıza ve kolektif yardımlaşma refleksi üreten Erzincan; yüksek seçmen katılımı, toplumsal bağları ve kriz anında reaksiyon gösterme potansiyeliyle, yapısal olarak kendisinden çok daha büyük metropolleri geride bırakmayı başardı. Yapılan her iki farklı matematiksel senaryoda da (CRITIC tabanlı ve Eşit Ağırlıklı modeller) Erzincan’ın 3. sıradaki istikrarlı yeri değişmedi. Bu durum, kentin afetlere karşı toplumsal bağlamda ne denli sarsılmaz bir omurgaya sahip olduğunu bilimsel olarak tescilledi.

Metropollerin Büyük Paradoksu: Diyarbakır ve Batman Neden Kırılgan?

Araştırmanın ortaya koyduğu en şaşırtıcı ve ufuk açıcı bulgu ise büyükşehirlerin durumu oldu. Bölgenin devasa ekonomik hacme ve yapısal kapasiteye sahip iki kenti, Diyarbakır ve Batman, endeks sıralamasında en alt basamaklarda (9 ve 10. sıralarda) yer aldı.

Bilimsel analiz bu paradoksu net bir şekilde açıklıyor: Kontrolsüz ve aşırı hızlı kentleşme, yoğun göç hareketleri, nüfustaki bağımlı yaş gruplarının (çocuk ve yaşlı) fazlalığı ve metropol yaşamının getirdiği sosyal yabancılaşma, toplumsal bağları zayıflatıyor. Bireylerin birbirini tanımadığı, sivil katılımın tabana yayılamadığı yoğun nüfuslu alanlarda, deprem sonrası kaosun yönetilmesi ve halkın kendi kendine organize olarak yaralarını sarması çok daha zor hale geliyor. Yani tek başına bina dikmek veya zenginleşmek, bir şehri afet anında korumaya yetmiyor.

Gerçek Afet Yönetimi “İnsan”ı İnşa Etmektir

Bu nitelikli bilimsel araştırma, geleceğin afet stratejilerini kökten değiştirecek bir vizyon sunuyor: Bir şehri depreme hazırlamak, yalnızca eski binaları yıkıp beton bloklar yükseltmekten ibaret görülemez. En az fiziksel kentsel dönüşüm kadar; toplumsal güveni inşa etmek, mahalle kültürünü korumak, gönüllülük ağlarını (AFAD ve Kızılay gönüllülüğü gibi) mahalle mahalle organize etmek ve toplumsal bağları diri tutmak zorundayız.

Çünkü sismik şok dalgaları toprağı dövmeye başladığında, insanları enkazın altından çekip çıkaracak ve o şehrin küllerinden yeniden doğmasını sağlayacak asıl güç; kasalardaki para değil, Erzincan örneğinde olduğu gibi insanların birbirine duyduğu sarsılmaz güven ve toprağına olan köklü aidiyeti olacaktır.

KAYNAK: Yedisu Fayı Kaynaklı Depremden Etkilenmesi Muhtemel İllerinin Sosyal Dirençliliğinin Değerlendirilmesi, Gümüşhane Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Afet Yönetimi Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Temmuz – 2025. Tez No; 971344

Muhabir: Merve Kiraz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu