Hz. Ömer döneminde İslam topraklarına katılan Erzincan, hem stratejik hem de ticari açıdan büyük öneme sahip bir şehirdir. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunması sayesinde asırlar boyunca canlılığını daima koruyan ve pek çok kültürün izlerini taşıyan bu kadim merkez, yardımlaşma ruhunu da günümüze kadar taşımıştır. Yaşadığı büyük depremler nedeniyle tarihi dokusunun bir kısmını kaybetmiş olsa da, bu topraklarda filizlenen dayanışma kültürü hiçbir zaman yok olmadı. Yapılan son tarihi araştırmalar, şehirdeki eski yardımlaşma geleneğinin ne kadar köklü olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Geçmişte kurulan ve şehrin sosyal yapısını ayakta tutan o önemli vakıflar tüm detaylarıyla yeniden hatırlandı.
Yüzlerce Vakıf Tespit Edildi
Prof. Dr. Erol Kaya tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarında yapılan incelemelerde, şehirde tam 363 vakıf kaydı tespit edildi. Evliya Çelebi’nin 17. yüzyılda “Hayratı ve bereketi bol şehir” olarak tanımladığı bölgede o dönem yaklaşık 40 medrese, 70 cami ve mescit bulunduğu biliniyor. Şehrin manevi mimarı olarak ise Terzi Baba öne çıkıyor. Günümüzde yayımlanan güncel bir çalışmada ise şehrin geçmişinde iz bırakan altı önemli vakıf tüm ayrıntılarıyla anlatıldı.
Eğitimden Sağlığa Hayır İşleri
Geçmişte kurulan ve listede yer alan vakıflardan ilki, 1838 yılında Kemah’ta faaliyete geçen Bilal Ağa bin Hasan Ağa Vakfı oldu. Bu vakıf, kütüphanelere kitap alınmasından köprü bakımına ve ramazan ayında top atışlarına kadar birçok alanda hizmet verdi. İkinci sırada ise 1869 yılında İzzet Paşa Hamamı’nı da inşa ettiren Hacı İzzet Paşa Vakfı yer aldı. Vakıf, dükkan ve arazi gibi gayrimenkul gelirleriyle cami bakımlarını üstlendi. Marco Polo’nun 13. yüzyılda övdüğü Erzincan’ın meşhur sıcak suları da bu vakfın koruduğu tarihi miraslar arasında gösteriliyor.
Gıda Ve Su İhtiyacı Unutulmadı
Geçmiş dönemlerde kurulan diğer vakıflar ise doğrudan halkın temel ihtiyaçlarına odaklandı. 1871 yılında faaliyete geçen Demircioğlu Süleyman Ağa Vakfı, öğrencilere ve fakirlere zeytinyağlı ile ballı helva ikram edilmesini sağladı. 1888 tarihli Hacı Yahya Bey’in Su Vakfı ise Vasgirt Vadisi’nden akan suyun bir kısmını halkın kullanımına sunarak susuzluğa çare oldu ve yine fakirlere helva dağıtımını üstlendi.
Kadınların Ve Din Görevlilerinin Destekçileri
Şehirdeki köklü vakıf kültüründe kadınların da önemli bir rolü bulunuyordu. Cuma Mahallesi sakinlerinden Hafize Hanım, kurduğu vakıfla her yıl kurban kesilmesini ve arta kalan gelirle çeşme onarımlarının yapılmasını vasiyet etti. Belgelere yansıyan bir diğer kurum olan Mehmed Ağa bin Ali Vakfı ise 1853 yılında kurularak, bir mescitte görev yapan imam ve hatibin maaşlarının düzenli olarak ödenmesini garanti altına aldı.





