Küresel iklim sistemi, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı bir dönüşümden geçiyor. Buzulların erimesinden deniz seviyesinin yükselmesine, şiddetli hava olaylarından biyoçeşitlilik kaybına kadar pek çok yıkıcı etki, artık kapımızda değil; tam merkezimizde yer alıyor. Peki, bu kriz anlarında sahada en ön safta yer alacak, toplumları felaketlerden koruyacak olan geleceğin Acil Yardım ve Afet Yönetimi uzmanları, bu ekolojik değişim karşısında neler hissediyor?
Yapılan güncel bir bilimsel araştırma, bu hayati sorunun yanıtını arayarak, afet yönetimi öğrencilerinin iklim değişikliğine yönelik endişe düzeylerini ve bu endişenin kaynağını bilimsel bir yaklaşımla ortaya koydu.
Görünmez Bir Tehdit: “Eko-Anksiyete” ve Çaresizlik Hissi
Araştırma, iklim değişikliğinin sadece fiziksel bir çevre sorunu değil, aynı zamanda ciddi bir psikolojik fenomen olduğunu vurguluyor. Literatürde “eko-anksiyete” olarak tanımlanan, iklim değişikliğinin yol açtığı mevcut ve öngörülen zarar ile yıkımla bağlantılı duyulan kronik kaygı, geleceğin uzman adayları üzerinde de etkisini gösteriyor.
Araştırma bulgularına göre, öğrencilerde iklim değişikliği endişesi temel olarak iki ana boyutta şekilleniyor: Kaygı ve Çaresizlik. Katılımcıların önemli bir kısmı, iklim değişikliğinin gelecekte neler getireceği konusunda yoğun düşüncelere sahip olduklarını ve yaşanan şiddetli hava olaylarının iklim kriziyle olan bağı nedeniyle endişe duyduklarını belirtiyor.
Bilgi Kaynaklarına Erişim Kolay, Ancak Akademik Takip Zayıf
Bilimsel araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, öğrencilerin bilgiye erişim hızı ile bilginin derinliği arasındaki uçurumu gözler önüne sermesi. Katılımcıların büyük bir çoğunluğu (%77,5), iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine dair kaynaklara kolayca ulaşabildiğini belirtirken; küresel iklim değişikliğiyle ilgili akademik yayınları düzenli takip edenlerin oranı yalnızca %8,6’da kalıyor.
Bu durum, toplumda farkındalığın yüksek olduğunu ancak bilimsel veriye dayalı derinleşmenin henüz istenen düzeyde gerçekleşmediğini gösteriyor. Ayrıca, belgesel ve film gibi görsel medyanın farkındalık yaratmada (%72,2) hala en güçlü araç olduğu araştırma verilerine yansıyor.
Kadın Adaylarda Endişe Düzeyi Daha Yüksek
Araştırma kapsamında yapılan istatistiksel analizler, cinsiyet faktörünün iklim endişesi üzerinde belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Elde edilen verilere göre, kadın öğrencilerin iklim değişikliğine yönelik endişe ortalamaları, erkek meslektaş adaylarına göre anlamlı düzeyde daha yüksek seyrediyor. Bu bulgu, kadınların çevresel sorunlara ve gelecekteki ekolojik risklere karşı daha hassas bir tutum sergilediği yönündeki uluslararası çalışmaları destekler nitelikte.
Yaş ve Deneyim Endişeyi Nasıl Etkiliyor?
Araştırma, yaş grupları ile endişe düzeyi arasında da ilgi çekici bir bağ kuruyor. Özellikle kaygı alt boyutunda, yaş gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edildi. Buna karşın, öğrencilerin okudukları sınıf düzeyi, çalışma durumları veya ikamet ettikleri yerleşim birimi (köy, şehir, büyükşehir) endişe puanları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim yaratmıyor. Bu durum, iklim değişikliği korkusunun yerel bir durumdan ziyade, tüm adayları kapsayan evrensel bir kaygı haline geldiğine işaret ediyor.
Sürdürülebilir Bir Gelecek İçin Bilinçli Uzmanlar
Bilimsel araştırma, afet yönetimi eğitiminde sadece teknik bilgilerin değil, iklim değişikliğinin psikolojik etkilerinin ve ekolojik okuryazarlığın da merkeze alınması gerektiğini hatırlatıyor. Geleceğin dünyasını inşa edecek ve afetlere karşı toplumun dirençli olmasını sağlayacak uzmanların, “iklim endişesini” yönetilebilir bir “iklim eylemine” dönüştürmeleri kritik önem taşıyor.
KAYNAK: Tez Adı: Acil Yardım ve Afet Yönetimi Öğrencilerinin Küresel İklim Değişikliğine Yönelik Endişe Düzeyleri: Aksaray Örneği, Yazar: Aksaray Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Acil Yardım ve Afet Yönetimi Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Prof. Dr. Abbas MOL, Tarih: Aksaray – 2026, Tez No; 1001791





