Burdur il merkezine 110 kilometre uzaklıkta, Akdağ kütlesinin eteklerinde yer alan ve Gölhisar Ovası’na hakim bir konumda bulunan Kibyra antik kenti, görkemli yapıları ve derin tarihiyle dikkat çekiyor. Deniz seviyesinden yaklaşık 1300 metre yükseklikte kurulu olan bu kadim yerleşim, Luvi dilinden gelen ismiyle Anadolu’nun en köklü merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Kavşak Noktasında Bir Güç Merkezi
Kuzeyde Frigya, batıda Karya ve Likya, doğuda ise Pisidya ile çevrelenmiş olan Kibyra, antik dönemde güney limanlarını iç bölgelere bağlayan stratejik bir kavşak noktası görevini üstleniyordu. Amasyalı gezgin Strabon’un kayıtlarına göre Lidyalılar tarafından kurulan kent, zamanla Pisidyalıları da bünyesine katarak bölgenin en önemli siyasi ve ekonomik gücü haline geldi.
Dört Dil ve Usta Zanaatkarlar
Kibyra, kültürel çeşitliliğiyle de döneminin eşsiz merkezlerinden biriydi. Strabon, kentte Pisidya, Solym, Hellen ve Lidya dilleri olmak üzere dört farklı dilin konuşulduğunu aktarmaktadır. Kent halkı sadece dilleriyle değil; demir işçiliği, kakmacılık, dericilik ve seramik üretimindeki ustalıklarıyla da ün kazanmıştı.
Askeri Güç ve Tetrapolis Dönemi
M.Ö. 2. yüzyılda Bubon, Balbura ve Oineanda şehirleriyle birleşerek “Tetrapolis” (Dörtlü Şehir Grubu) birliğini kuran Kibyra, bu birlik içerisinde iki oy hakkına sahip olan tek kentti. Bu ayrıcalığın temelinde, kentin 30.000 piyade ve 2.000 atlı çıkarabilen devasa askeri kapasitesi yatıyordu. Ancak bu güç, M.Ö. 84 yılında Romalı Murena’nın tiranlığa son verip kenti Asia Eyaleti’ne bağlamasıyla el değiştirdi.
Depremle Gelen Değişim: Caiseria Cibyra
M.S. 23 yılında meydana gelen büyük bir depremle sarsılan kent, Roma İmparatoru Tiberius’un destekleriyle yeniden inşa edildi. Bu yardıma şükran göstergesi olarak kentin adı bir dönem “Caiseria Cibyra” olarak değiştirildi. Kent merkezi; stadyum, tiyatro, meclis binası ve agora gibi görkemli kamu yapılarıyla donatıldı.
Kazılar ve Sosyal Yaşamın İzleri
2006 yılından bu yana devam eden kazı çalışmaları, kentin Geç Antikçağ’daki dönüşümüne ışık tutuyor. M.S. 417 depreminden sonra yerleşimin Agora merkezli olarak küçüldüğü ve savunma amaçlı surlarla çevrildiği görülüyor.
Özellikle Odeion (Müzik Evi) önünde bulunan seramik işlikleri, havuzlar ve moloz taşlardan inşa edilmiş konutlar, M.S. 5. ve 6. yüzyıllardaki üretim faaliyetlerini belgeliyor. Bu alanda gün ışığına çıkarılan ve beş mekândan oluşan Geç Dönem Hamamı ise kentin mühendislik başarısını sergiliyor. Soyunma odasından sıcaklık bölümüne kadar tüm birimleri korunmuş olan bu yapı, bitişiğindeki depo ve kanalizasyon sistemiyle birlikte ziyaretçilere o dönemin günlük yaşamı hakkında somut veriler sunuyor.
Kibyra’daki kentsel yaşamın, bazı buluntulara dayanarak M.S. 9. yüzyıl sonlarına kadar zayıflayarak da olsa devam ettiği tahmin ediliyor. Bugün 405 hektarlık geniş bir alana yayılan bu kalıntılar, tarih meraklılarını bekliyor.





