Türkiye’nin jeolojik yapısı gereği tarih boyunca pek çok sarsıntıya ev sahipliği yaptığı bir gerçek. Ancak, 27 Aralık 1939 tarihinde yaşanan ve sadece ülkemizin değil, dünya tarihinin de sayılı felaketleri arasında yer alan “Büyük Erzincan Depremi”, üzerinden geçen on yıllara rağmen toplum hafızasında hak ettiği ölçüde derinlemesine bilinmemektedir. Resmi kayıtlara göre 32.968 vatandaşımızın hayatını kaybettiği bu büyük yıkım, aslında Türkiye’nin afet yönetimi ve toplumsal dayanışma refleksi açısından da çok önemli derslerle doludur.
Kışın Ortasında Gelen Sessiz Felaket
Deprem, dondurucu bir kış günü, gecenin en karanlık ve soğuk saatlerinde tüm bölgeyi “haince” bastırmıştır. O dönemde bölgenin kerpiç binalardan oluşan mimarisi, yıkımın boyutunu dramatik bir şekilde artırmış; şehir, adeta bir enkaz yığınına dönüşmüştür. Bilimsel incelemeler, bu felaketin sadece Erzincan ile sınırlı kalmayıp, geniş bir coğrafyada hissedildiğini, ancak yıkıcı etkisinin özellikle Erzincan ve çevresinde odaklandığını göstermektedir.
Toplumsal Dayanışmanın Destansı Hikâyesi
Felaket sonrası Türkiye, adeta bir “dayanışma yarışı” içine girmiştir. Öğrencisinden memuruna, esnafından siyasetçisine kadar herkes, acıyı hafifletmek için seferber olmuştur. Dönemin gazeteleri haftalarca sadece deprem haberleri ve yardım çağrıları ile dolmuş; bu durum, toplumun felaket karşısındaki kenetlenme gücünü gözler önüne sermiştir.
Hatta o günün zorlu şartlarında, mahkûmların kurtarma çalışmalarına katılması ve ardından af sürecine varan süreçler, felaketin toplumsal psikoloji üzerindeki etkilerini anlamak açısından eşsiz bir örnek teşkil etmektedir. İnsanların sadece fiziksel değil, psikolojik olarak da büyük bir yara aldığı bu süreçte, edebiyatçıların kaleme aldığı eserler de felaketin kültürel hafızadaki yerini güçlendirmiştir.
Bilimsel Bir Bakış ve Gelecek Vizyonu
Geçmişin geleceğe yön verdiği prensibiyle hareket edildiğinde, 1939 depreminin bize sunduğu veriler hayati önem taşımaktadır. Jeolojik olarak genç ve tektonik hareketliliği yüksek bir bölgede yaşadığımız gerçeği, artık bilimsel farkındalığın sadece akademik çevrelerle sınırlı kalmaması gerektiğini kanıtlamaktadır. Bugün, yerel ve ulusal düzeyde deprem bilincini artırmak, sadece bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Kaynak: Yıldız, S. (2024). 1939 Büyük Erzincan Depremi. [Yüksek Lisans Tezi]. Kastamonu Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü. Tez No; 871244





