Erzincan

TYB Erzincan’da 600 Yıllık Türk-Polonya Dostluğu Konuşuldu

Türkiye Yazarlar Birliği Erzincan Şubesinin bu haftaki konuğu Polonya Eski Eğitim Müşaviri Mehmetali Akdağ oldu. Akdağ, “Eski Komşumuz, Kadim Dostumuz Polonya’nın Dünü ve Bugünü” konulu bir konuşma yaptı. Polak halkının genel yaşam biçimleri hakkında bilgi vererek sunumuna başlayan Akdağ, Osmanlı-Lehistan ilişkileriyle başlayan Türk-Polak dostluğunun tarihi sürecini anlatarak geleceğe dair güzel umutlar beslediğini ifade etti.

Yıllar sonra Erzincanlı dostlarıyla bir araya gelmekten büyük mutluluk duyduğunu ifade eden Mehmet Ali Akdağ, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünden mezun olduktan sonra eğitim alanında çalışmaya başladığını belirtti. Öğretmenlik, Sovyetler Birliği’nin dağılma döneminde Türk cumhuriyetlerinde 3 yıl bölge gözlemciliği, bakanlık müfettişliği ve 10 yıl boyunca Uluslararası İlişkiler Daire Başkanlığı görevlerinde bulunduğunu aktaran Akdağ, son olarak Polonya’da 4 yıl kurucu eğitim müşaviri olarak görev yaptıktan sonra vatanına döndüğünü söyledi.

“Tump’ta Konuşalım Ki Tarlada Dövüşmeyelim”

Konuşmasında Polonya ile birlikte bölge stratejilerine ve günümüzü etkileyen komşu ülkelere de değineceğini belirten Akdağ, Erzincan yöresine ait “Tump’ta konuşalım ki tarlada dövüşmeyelim” ifadesini hatırlatarak; Ukrayna, Rusya ve sosyalizm gibi konularla bağlantı kurarak bölgeyi bütüncül bir yaklaşımla analiz etmeyi hedeflediğini dile getirdi. Dünyada menfaate dayalı ilişkilerin zirveye çıktığı bir dönemde iki kadim milletin en az 600 yıllık vefasını ve samimiyetini anlattıklarını vurgulayan Akdağ, bayrakların renginin dahi aynı olduğunu hatırlatarak Osmanlı İmparatorluğu’nun meşhur Lehistan’ı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ise Polonya’sı ile kayda değer bir kavga yaşanmadan dostluğun sürdürüldüğünü ifade etti.

“Kimliklerinde Katolik Yazıyor Ama İslam’ı Yaşıyorlar”

Polonya insanının birbirinin hukukuna, çocuklarına ve büyüklerine karşı ileri derecede saygılı ve muhabbetli olduğunu vurgulayan Akdağ, parklarda şahit olduğu toplumsal ahlakı şu sözlerle aktardı:

“Bahçelerin ve parkların dolu meyvelerinden kimse uzanıp da almıyor. Gerekçesini sorduğunuzda, ‘Benim bu ağaçta bir emeğim yoktur. Bu kamu malıdır. Kurtlar yer, kuşlar yer, olmayanlar yer. Benim bu meyvelerde bir emeğim olmadığı için bunu almam etik değil’ diyorlar. Geri plana baktığımızda inşallah bu toplum Müslüman bir ülkenin toplumudur diye içimizden geçiyor mutlaka. Herkes birbirini selamlıyor, gülümsüyor. İşte bu insanların kimliğinde Katolik yazıyor, tek farkları bu. İnançlarında Katolik yazıyor ama ciddi bir insanlık ve etik yaşıyorlar.”

Toplumun uysal ya da güdülen bir yapıda olmadığını, aksine haklarına son derece sahip çıktığını belirten Akdağ, Polonya’nın tam anlamıyla bir “aile devleti” olduğunu ifade etti. Sokaklarda başıboş gezen genç gruplara rastlamadığını, ailelerin çocuklarıyla göz hizasına gelerek diz çöküp onları dinlediğini ve çocuk yetiştirme metodlarının hayranlık uyandırıcı olduğunu ekledi.

Akran Zorbalığının Olmadığı Bir Eğitim Sistemi

Bir eğitimci gözüyle Polonya’daki gençlik ve okul kültürünü incelediğini söyleyen Akdağ, devasa parklarda bir araya gelen onlarca gencin kavga etmeden, üstünlük taslamadan eğlendiğini ve rüştlerini güç gösterisiyle değil; en iyi piyanoyu çalmak, en iyi scooterı ya da bisikleti sürmek gibi sanatsal ve sportif alanlarda ispat ettiklerini dile getirdi. Okullarda akran zorbalığının veya disiplin cezalarının neredeyse hiç bilinmediğini belirten Akdağ, orada görev yapan Türk bir İngilizce öğretmeninin anısını paylaştı:

“Öğretmen arkadaşımız, çocuklara İngilizce ‘you’ (sen/siz) kelimesini anlatmakta zorlandığını söyledi. Çocuklar, karşılarındaki kişiye nasıl ‘sen’ diye hitap edeceklerini kabullenememişler. Çünkü herkes birbirine ‘sayın’ diye başlıyor. Ayrıca oyuncak marketlerinde tabanca, kılıç gibi savaş aletleri yok. Orman gezisinde bir çocuğun yerden aldığı tahta parçasını silah gibi arkadaşına doğrultup ses çıkarması üzerine öğretmenler bütün sınıfı durdurmuş. Çocuğa dakikalarca bu hareketin ne anlama geldiği, karşısındaki arkadaşının hayatını kaybetmesi durumunda neler olacağı anlatılmış. İşte bu eğitim algısı sayesinde sokak kavgası yaşanmıyor.”

Doğaya Saygı, Sosyal Yardımlaşma ve Kadın Güvenliği

Polonya halkının doğayı koruma bilincine de değinen Akdağ, sokakta yapılacak bir altyapı çalışması öncesinde, iş makinelerinin kabuklarını zedelemesini önlemek adına 20-30 yıllık ağaçların gövdelerinin hortum, tahta ve tellerle sarılarak korumaya alındığını ifade etti. Ayrıca devlet tarafından sokakta açıkta alkol tüketilmesinin yasaklandığını ve halkın buna titizlikle uyduğunu aktardı. Toplumsal barışın en büyük ölçütünün kadın güvenliği olduğunu belirten Akdağ, “Polonya’da bir kadın, gecenin herhangi bir saatinde, şehrin bir ucundan diğer ucuna yanında kimse olmadan tereddütsüz ve güvenle yürüyebilir. Kimse ona imada bile bulunmaz. Bu ölçü yakalandığında, eskilerin deyimiyle kurt kuzuyla otlar ve toplumsal barışın zirvesine çıkılır” dedi.

Yaşlı nüfusun oldukça enerjik ve mutlu olduğunu, 80-90 yaşındaki bireylerin istekle çalışıp spor yaptığını ifade eden Akdağ, ülkede gönüllü yaşlı bakım sisteminin çok yaygın olduğunu, ekonomik durumu iyi olan emeklilerin bile devlete başvurarak bakıma muhtaç kişilere haftalık gönüllü refakatçilik yaptığını söyledi.

Avrupa’nın Parlayan Yıldızı ve Dünya Çapındaki Değerleri

Polonya’nın güncel demografik ve ekonomik yapısına dair bilgileri de paylaşan Akdağ, ülkenin 312 bin kilometrekarelik coğrafyası ve 38 milyon nüfusuyla toprak ve nüfus bazında yaklaşık olarak Türkiye’nin yarısı büyüklüğünde olduğunu belirtti. 1 trilyon dolara yaklaşan gayri safi milli hasılası ve 25 bin euro kişi başı milli geliriyle ekonomik anlamda Türkiye’nin iki katı büyüklükte olduğunu ifade etti. Polonya’nın 2004 yılından beri Avrupa Birliği üyesi olduğunu ve yeni bir güç merkezi olma yolunda ilerlediğini kaydeden Akdağ, ülkenin Avrupa Birliği fonlarını en verimli kullanan devletlerin başında geldiğini, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan gibi ülkelerle kıyaslandığında çok daha başarılı bir ivme yakaladığını söyledi. Akdağ ayrıca Polonya’nın; Adriyatik, Baltık ve Karadeniz bölgelerini kapsayan “Üç Deniz Girişimi” kavramı doğrultusunda bir araya gelen ülkelere liderlik ettiğini de sözlerine ekledi.

Polonya’nın yönetim biçimi olarak kendi başbakanı, meclisi ve milletvekilleri olan 16 küçük “Voyvodalık”tan oluştuğunu belirten Akdağ, ülkenin yetiştirdiği büyük şahsiyetlerin topluma kimlik kazandırdığını söyledi. Radyoaktivite alanında hem fizik hem kimya dalında iki Nobel ödülü alan Maria Curie, güneş sistemini modern anlamda dünyaya tanıtan Kopernik, “piyanonun şairi” olarak bilinen ünlü besteci Chopin ve kurucu lider Pilsudski gibi değerlerin Polonya’nın en büyük gurur kaynakları olduğunu ifade etti.

Osmanlı’dan Günümüze Uzanan 123 Yıllık Diplomatik Vefa

Konuşmasının tarihsel strateji bölümünde Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan arasındaki ilişkileri detaylandıran Akdağ, diplomatik ilişkilerin 620 yıl önce başladığını ve yıllarca sınır komşusu olunduğunu ifade etti. Türklerin Viyana kuşatması sırasında Polonya Kralı Jan Sobieski’nin Avrupa’yı kurtarmak adına Osmanlı’ya saldırdığını ancak sonrasında Avrupa devletlerinin Polonya’yı yalnız bıraktığını anlattı. İstanbul’daki Polonezköy’ün, Polonya işgal edildikten sonra haklarında idam fermanı verilen Polonyalı direnişçilere Abdülmecid Han döneminde kucak açılmasıyla kurulduğunu ve Polonyalı bağımsızlık şairi Adam Mickiewicz’in de İstanbul’da vefat ettiğini hatırlatan Akdağ, asıl büyük vefanın Polonya’nın haritadan silindiği dönemde yaşandığını şu sözlerle özetledi:

“1775 yılında Prusya, Rusya ve Avusturya anlaşarak Polonya’yı tamamen ortadan kaldırdı. 19. yüzyıl işgaller ve sömürgeler yüzyılıydı ve işgale uğramış milletlerin önemli bir kısmı dillerini unutup kimliğini kaybetmeyle yüz yüze kalmıştı. Ama Osmanlı bu paylaşımı kabul etmedi. Tam 123 yıl boyunca İstanbul’daki resmi törenlerde yabancı elçiler padişahın huzuruna kabul edilirken, münadi yüksek sesle ‘Lehistan elçisi hünkarım, yolda henüz gelemedi’ diye haykırdı. Olmayan bir ülkenin büyükelçilik koltuğu tam 123 yıl boş tutuldu dünyaya mesaj adına. Polonya 2004 yılında Avrupa Birliği’ne girdiğinde, devlet başkanı AB parlamentosunda yaptığı konuşmada Osmanlı’ya atıfta bulunarak, ‘Evet dostlar, 123 yıl beklenen büyükelçi şimdi geldi’ ifadesini kullandı.”

Cumhuriyet Döneminde İsmet İnönü’nün Tarihi Duruşu

Devlet hafızasının rejimler değişse de aynı kaldığını belirten Akdağ, II. Dünya Savaşı döneminde Türkiye Cumhuriyeti’nin sergilediki kararlı duruşa da dikkat çekti:

“1939 yılında Almanya ve Rusya gizli maddeler içeren bir anlaşmayla Polonya’yı yeniden işgal edip haritadan sildi. O dönem Ankara’da, Kuğulu Park’ın hemen arkasında devasa bir Polonya Büyükelçiliği vardı. Polonya’yı işgal eden Almanya’nın büyükelçisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye çıkarak, ‘Bu ülkeyi biz işgal ettik, işgal edilen ülkenin büyükelçiliği olmaz. Binayı bize vereceksiniz’ talebinde bulundu. İsmet İnönü ise tarihi bir devlet aklıyla, ‘Burasını biz büyükelçilik olarak görmüyoruz, kadim dostumuz Polakların kültür mirası ve hatırası olarak kabul ediyoruz. Bu yüzden size vermemiz mümkün değil’ diyerek Alman baskısına meydan okudu. İşte bu duruş, köklü dostluğun en büyük nişanesidir.”

Turizm, Eğitim İlişkileri ve Türkoloji Bölümleri

Günümüzde iki ülke arasındaki bağların her alanda güçlendiğini belirten Akdağ, yılda 1,5 ile 2 milyon arasında Polonyalı turistin Türkiye’ye geldiğini, Türkiye’den ise üniversite seviyesinde yaklaşık 6 bin öğrencinin kurucusu olduğu eğitim müşavirliğine bağlı olarak Polonya’da eğitim gördüğünü açıkladı. Kültürleşme ve kültür aktarımı kavramının en üst seviyede yaşandığı bu dönemde, Polonya’daki 3 üniversitede Türkoloji bölümlerinin aktif olarak faaliyet gösterdiğini belirtti.

Krakov Teknoloji Üniversitesindeki Türkoloji bölümünün kuruluşunun 1919 yılına, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından öncesine dayandığını vurgulayan Akdağ, oradaki yetkililerden dinlediği tarihi bir anıyı aktardı:

“Almanlar Polonya’yı işgal ettiklerinde yükseköğretimi kapattılar ve eğitimi yasakladılar. Türkoloji bölümündeki hocalar ve öğrenciler bodrumlarda sınıflar açmışlar, evlere tüneller kazmışlar. Üniversite binasına kimse girip çıkamazken, o tüneller vasıtasıyla derslerine gizlice devam etmişler. O kurumu açık tutan hocaların öğrencileri daha sonra Varşova ve Poznan’da yeni Türkoloji bölümlerini kurmuşlar.”

Gönüllere Dokunan Projeler ve Tercih Artışı

Eğitim müşavirliği döneminde kalıcı işlere imza atmak amacıyla iki büyük proje geliştirdiklerini belirten Akdağ, ilk olarak Avrupa Birliği projeleri fonlarını kullanarak liseler arası bir kompozisyon yarışması düzenlediklerini söyledi. Yarışmanın konusunu “Bağımsızlık yolunda iki güzel şehir Ankara ve Varşova, iki büyük şair Mehmet Akif Ersoy ve Adam Mickiewicz” olarak belirlediklerini ifade eden Akdağ, Polonyalı gençlerin Türkiye hakkında yazdığı derinlikli yazıları okurken gözlerinin dolduğunu ve Polonyalı yetkililerin bu çalışmayı 600 yıllık ilişkilerde gönüllere dokunan en kıymetli uygulamalardan biri olarak nitelendirdiğini aktardı.

İkinci proje kapsamında ise Türkoloji bölümlerini canlandırmak adına en başarılı öğrencileri ve akademisyenleri Türkiye’de akademik ve bilimsel programlar çerçevesinde ağırladıklarını belirten Akdağ, Coral Travel firmasının kurumsal desteğiyle 3 yıldır sürdürülen bu kültürel turlar sayesinde Polonya’daki üniversitelerde Türkoloji bölümlerinin tercih edilme oranında %30’luk bir artış yakalandığını müjdeledi.

Bölgesel Savaşlar, Slav Dünyası ve Rusya Nefreti

Tarihsel süreçte Polonya’nın yaşadığı acılara değinen Akdağ, 1939 yılındaki işgalde 6 milyon Polonyalı insanın hayatını kaybettiğini hatırlattı. Dünyadaki Slav halklarının Doğu (Ruslar, Ukraynalılar, Belaruslar), Batı (Polonyalılar, Çekler, Slovaklar) ve Güney Slavları (Sırplar, Hırvatlar, Boşnaklar) olarak üç gruba ayrıldığını, dillerinin ve kültürlerinin birbirine çok yakın olduğunu belirten Akdağ, Polonya halkında ise ileri derecede bir Rus nefretinin hakim olduğunu ifade etti. Bu durumun tarihsel köklerine inen Akdağ, Stalin döneminde Ukrayna’da yaşanan ve milyonlarca insanın kıtlıktan hayatını kaybetmesine neden olan Holodomor Katliamı’nı örnek gösterdi.

1991 yılında Sovyetlerin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Ukrayna’nın batı yanlısı “Turuncu Devrim” süreci ve sonrasındaki gelişmelerin bugünkü Rusya-Ukrayna savaşını doğurduğunu belirten Akdağ, Polonya’nın bu savaştan derinden etkilendiğini söyledi. Savaş döneminde Polonya’nın 10 milyon Ukraynalı mülteciyi kabul ettiğini, halkın bu sığınmacıları kendi küçük evlerine yerleştirdiğini aktaran Akdağ, süreç boyunca tek bir dilenen ya da istismar edilen insana rastlanmadığını, savaşın şiddeti azalınca da bu insanların %90’ının kendi topraklarına geri döndüğünü gözlemlediğini belirtti. Türkiye’nin de bu süreçte dengeli bir politika izleyerek tahıl koridorunu açtığını, hatta Polonya’daki Ukraynalıların büyükelçilik önünde toplanarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına yönelik sevgi gösterilerinde bulunduklarını sözlerine ekledi.

“Polonya Kimliğini Dilini ve Kültürünü Koruyarak Yaşattı”

Amerika Birleşik Devletleri’nin savaş yardımlarını daha sonra borca dönüştürerek Ukrayna’nın kıymetli madenlerine el koyduğunu belirten Akdağ, ABD’nin Rusya tehdidini bahane ederek Polonya’daki askeri varlığını 10 binden 30 bine çıkardığını, bunun ileride Polonya adına öngörülemez faturalar doğurabileceğini ifade etti.

Konuşmasını Polonya’nın ulusal benliğini koruma başarısına vurgu yaparak tamamlayan Akdağ, şu ifadeleri kullandı:

“Tarih bazen devletlerin gücüyle, bazen milletlerin hafızasıyla yaşatılır. Polonya, millet hafızasıyla kendini yaşattı. Kendini nasıl korudu? Dilini ve kültürünü koruyarak bu noktaya geldi. Polonya’nın hiçbir yerinde kolay kolay Lehçe dışında bir tabela göremezsiniz. Rusçadan nefret ediyorlar, İngilizceyi ise hakim dil haline getirmiyorlar. Liseye başlayan her öğrenciye 100 kitaplık bir liste veriliyor ve İncil ile dünya/Polonya klasiklerinin dahil olduğu bu listeden en az 35 eseri lise boyunca okumaları zorunlu tutuluyor. Lise bitirme sınavında ise bu kitaplardan açık uçlu sorular soruluyor, çocuk okuduğu eserin özetini yazıp anlatmak zorunda kalıyor. Kendi dillerini başka dillerle karıştırmadan korudukları için, 123 yıl işgal altında kalmalarına rağmen benliklerini kaybetmediler. Bu açıdan bakıldığında Hindistan, Pakistan ya da Afrika ülkeleriyle kıyaslandığında Polonya kendini koruma noktasında fevkalade başarılıdır.”

Yoğun Katılımlı Program Teşekkür Belgesi Takdimi ile Son Buldu

Konferansın sonunda değerlendirmelerde bulunan katılımcılar, sunulan veriler doğrultusunda alışılmışın dışında, farklı bir Avrupa portresi izlediklerini belirterek Mehmet Ali Akdağ’a teşekkürlerini ilettiler. Programın kapanış kısmında kürsüye davet edilen eski Çankırı Valisi Hamdi Bilge Aktaş, Mehmet Ali Akdağ ile 1994 yılında Ordu’da görev yaptıkları döneme dayanan 32 yıllık köklü bir dostluk ve abi-kardeş ilişkisine sahip olduklarını ifade etti. Akdağ’ın anlattığı toplumsal güven ortamının kendisine Ordu ve Giresun’daki güvenli sokak kültürünü hatırlattığını belirten Vali, bu kadim dostluğun sarsılmaz bağlarla devam ettiğini vurguladı.

Programın sonunda Mehmetali Akdağ’a, eski Çankırı valisi Hamdi Bilge Aktaş tarafından TYB adına teşekkür belgesi takdim edildi. Prof. Dr. Ekrem Köksal tarafından da kitap hediyesi verildi.

Tyb (1) 960X720-4

Tyb (3) 960X720-4

Muhabir: Merve Kiraz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu