Erzincan; acılar, gurbet, kavuşamayan âşıklar ve imkânsızlıklarla yoğrulmuş türküleriyle meşhur bir şehir olmasına rağmen, yeni nesil bu derin kültürel mirasın ardındaki yaşanmışlıklardan giderek uzaklaşıyor. Günümüzde Erzincanlı gençler, şehrin mazisine ve kadim kültürüne yabancı bir şekilde büyürken; ebeveynler de kültür aktarımı konusunda teknolojinin hızı ve yaygınlığı karşısında etkisizleşmiş durumda.
Erzincan kültürünün bilinirliğini ve görünürlüğünü artırmak adına düzenli olarak haber dosyalarının hazırlanması ve sosyal mecralarda çeşitli faaliyetlerin sürdürülmesi, bu zengin mirasın kaybolmaması için elzem görülüyor. Aynı doğrultuda, gençlerin ilgisini çekecek formattaki organizasyonların teşvik edilmesi ve özellikle gençlere özgü türkü tanıtım etkinliklerinin tercih edilmesi kültürel devamlılık için büyük önem taşıyor.
Genç kuşağın bu tarihi ve duygusal arka plana dair farkındalığının artırılması amacıyla hazırlanan bu özel araştırmada, geçmişin izlerini modern teknolojinin yardımıyla sürmeye çalıştık. Repertükül gibi kapsamlı dijital arşivler, edebi metinler ve halk bilimi kaynaklarını yapay zekâ teknolojileriyle tarayarak, Erzincan türkülerinin ardındaki acı dolu hikâyeleri derledik. Konu hakkında daha önce yayımlanan haberimize de göz atarak detaylara ulaşabilirsiniz. İşte asırlardır dilden dile aktarılan yüzlerce eserin içinden seçtiklerimiz ve unutulmaz dörtlüklerden bazıları:
Eğin Dedikleri Küçük Bir Şehir
Erzincan’ın sarp kayalıklarla çevrili, tarıma elverişsiz coğrafyasına sahip Kemaliye (eski adıyla Eğin) ilçesi, tarih boyunca göç vermek zorunda kalmış bir bölgedir. Geçim sıkıntısı çeken erkeklerin gurbete gitmesi, Eğin kadınlarının en büyük acısı olmuştur. Aylarca yolları gözlenen eşlerin birçoğu geri dönememiş, memlekete yalnızca ölüm haberleri ulaşmıştır. Bu eser, geride kalan kadınların feryadını yansıtır.
“Eğin dedikleri bir küçük şehir
Ana ben cahilim çekemem kahır
Yediğim içtiğim ağuyla zehir
Gitme yârim gitme yollar harami”
Tanrı’dan Diledim Bu Kadar Dilek
Erzincan’ın en bilinen sevda türkülerinden biri olan bu eser, kavuşamayan iki âşığın dramını konu alır. Yöredeki anlatımlara göre, evlenmelerine izin verilmeyen gençlerden biri üzüntüden halk arasında “ince hastalık” olarak bilinen vereme yakalanır. Gencin hayata veda etmesinin ardından, duyulan büyük keder bu türküyle ölümsüzleşmiştir.
“Tanrı’dan diledim bu kadar dilek
Aman aman bu kadar dilek
O yârin yüzünü bir daha görek
Aman aman bir daha görek”
Ahçiğin Elinde Bir Deste Kaşık
Erzincan ve çevresinde bilinen bu eser, toplumsal sınırların aşamadığı bir aşkın öyküsüdür. Ermeni bir kadın olan Ahçik ile Müslüman bir genç olan Mustafa’nın birbirlerine sevdalanması, dönemin kurallarına takılır. Ailelerin baskısıyla bir araya gelemeyen gençlerin hikayesi, ayrılığın getirdiği yıkımı anlatır.
“Ahçiği yolladım Urum eline
Eser bad-ı saba zülfün teline
Gel seni götürem İslam eline
Varmam Dilo varmam sen Türk oğlusun”
Bebeğin Beşiği Çamdan

Göç yollarında veya çaresiz hastalıklar sebebiyle bebeğini kaybeden acılı bir annenin, boş kalan beşiğin başında yaktığı ağıttır. Yokluğun ve ölümün çaresizliğini dile getirir.
“Bebeğin beşiği çamdan
Yuvarlandı düştü damdan
Bey babası gelir Şam’dan
Nenni nenni nenni nenni bebek oy”
Vardım Hind Eline Kumaş Getirdim

Uzak diyarlarda rızkını arayan tüccarların hikayesidir. İpek Yolu güzergahı boyunca Hindistan’a, Yemen’e kadar uzanan ticaret yolculuklarına çıkan tüccarların karşılaştığı tehlikeler ve eşlerine getirdikleri kumaşların hikayesi bu eserle anlatılır.
“Vardım Hind eline kumaş getirdim
Açtım bedestene sırmalar serdim
Sen benim başıma ne işler açtın
Boynu tasmalı yârim boynu tasmalı”
Keklik Gibi Kanadımı Süzmedim
Bir çok sanatçı tarafından seslendirilen bu türkü oldukça beğenilmektedir. Genç yaşta hayata veda eden bir gelinin ardından yakılan bu ağıt, yarım kalan hayalleri konu alır. Kekliğin kanat süzmesi metaforuyla, hayata doyamadan uçup giden bir can anlatılır.
“Keklik gibi kanadımı süzmedim
Murad alıp doya doya gezmedim
Bu kara yazıyı kendim yazmadım
Alnıma yazılmış bu kara yazı”
Erzincan’a Girdim Ne Güzel Bağlar
Erzincan’ın verimli topraklarına duyulan hasreti dile getiren bu eser, özellikle 1939 Erzincan Depremi’nden sonra farklı bir anlama bürünmüştür. Şehrin yerle bir olmasıyla memleketlerinden ayrılmak zorunda kalanların özlemi bu dizelerde hayat bulur.
“Erzincan’a girdim ne güzel bağlar
Erzurum’a vardım dumanlı dağlar
Ellerin yâri gelmiş, benimki ağlar
Oy dumanlı dağlar, dumanlı dağlar”
Nasıl Yâr Diyeyim Ben Böyle Yâre
Verilen sözlerin tutulmaması, vefasızlık ve derin bir gönül kırıklığı bu eserin temel felsefesini oluşturur. Alevi-Bektaşi deyiş geleneğinin en güçlü örneklerindendir.
“Nasıl yâr diyeyim ben böyle yâre
Mecnun edip çöle saldıktan sonra
Alemin bağında bülbüller öter
Nidem benim gülüm solduktan sonra”
Gurbet Elde Yadellerin Derdini
Ekonomik zorluklar sebebiyle doğup büyüdükleri toprakları terk etmek zorunda kalan Erzincanlıların gurbet ellerde çektiği yalnızlığı anlatır. Zamanla anonimleşen bir sıla hasreti ağıtıdır.
“Gurbet elde yadellerin derdini
Çekeyim de ağlayayım bir zaman
Yaralıyam değmen benim yarama
Boynum bükük sızlayayım bir zaman”
Gitme Durnam Gitme
Sıladan gurbete haber taşıyan elçiler olarak görülen turnalar, bu türküde memleketten haber bekleyen bir yüreğin muhatabı olur. Sevdiklerinden haber alamayanların içli bir seslenişidir.
“Gitme durnam gitme, dağlar dumanlı
Ay karanlık gün ışıksız, yol belli değil
Ayrılık derdinin dermanı yoktur
Ben yârimi kaybettim, el belli değil”
Munzur Dağı Silelenmiş Garinen

Erzincan ve çevresini saran yüce Munzur dağlarının karlı zirvelerinden ilham alan bu türkü, doğanın aşılmazlığı ile insanın içindeki hasret ateşini harmanlar. Yolları kapanan karlı dağlar, ayrılığın en büyük simgesidir.
“Munzur dağı silelenmiş garinen
Benim ahdım mühürlenmiş yârinen
Ben ne edeyim böyle sahte yârinen
Kömür gözlüm hasretliğin zor imiş”
Sizin de hikayesini bildiğiniz Erzincan türküleri var mı? Varsa yorumlara yazarak bu zengin kültürel mirasa katkıda bulunabilirsiniz.





